Hava Kuvvetlerinden, 17'si subay, 97'si astsubay olmak üzere 114 kişinin irticai örgütlerle ilişkileri olduğu için ordudan atıldığını açıkladı.
1622 Osmanlı İmparatorluğu'nda isyancılar,
ordu ve yönetimde yenilik taraftarı Padişah II. Osman'ı tahttan indirip öldürdüler. Öldürülen ilk padişah olan ''Genç Osman''ın yerine ''Deli Mustafa'', ikinci kez tahta çıkarıldı.
TARİH : 2011-04-14 -- 12:13:56 tarihinde fevzi yaylacık tarafından gönderildi... Ülke : Türkiye Şehir : konya babamın vefatın dan dolayı göstermiş oldugunuz yardımlarınız ve fedakar dav ranışlarınızlarınızdan dolayı heda çalışan ları yönetimi ve tüm dost ve arkadalara gönül dolusu teşekür ederim allah yar ve yar dım cınız olsun
Dünyada yaşanan hadiseleri tahlil eden ve biraz tarih okuyan selim akıl
sahibi insanlar; batılı emperyalistler için, ne Libya'da akan kanın, ne de
insan hakları ihlalleri gibi unsurların önemli olmadığını bilirler.
Değerli basın mensupları, kıymetli dostlarımız. Ankara İnanç Özgürlüğü
Platformu adına hepinize hoş geldiniz der, katılımlarınızdan dolayı
teşekkürlerimi sunarım.
Dünyada önemli olaylar olup, halklar ve rejimler büyük değişimler yaşarken,
maalesef ülkemizde henüz beklenen hak ve özgürlüklerin önü tam olarak
açılmamıştır. Darbe ve vesayet sistemlerinin etkisi hala devam etmekte olup,
darbe anayasaları mağdurları hala haklarını elde edememişlerdir. YAŞ kararı
ile ordudan atılan, başörtüsü sebebiyle okullara alınmayan, hukuki bir
zemini olmayan (KAMUSAL ALAN, HİZMET VEREN HİZMET ALAN) gibi gayr-i hukuki
yorumlarla işlerine son verilen insanımız hala mağduriyetlerini yaşarken,
tüm bunlara sebep olan 28 Şubat darbecileri ellerini kollarını sallayarak
ortalıkta dolaşmaktadır. Evet, 28 Şubat'ta milletin iradesi gasp edilmiştir.
Yürütülen tanklarla, yapılan balans ayarlarıyla, kurulan Batı Çalışma
Gurubu'yla, Genel Kurmay'da yapılan İrtica Brifingleriyle, yayınlanan andıç
ve genelgelerle birçok hukuksuzluklar işlenmiş, inanç ve düşüncesi sebebiyle
bir çok insan ideolojik ayırımlar yapılarak fişlenmiştir. Başta Ordu'dan
atılan subaylar ve başörtüsü sebebiyle okuldan uzaklaştırılan öğrenciler ve
görevine son verilen kamu görevlisi hanımlar olmak üzere toplumun pek çok
kesimi mağdur edilmiştir.
28 Şubat'ın 14. yıl dönümünde, bir daha böyle bir şeye cüret etme niyetinde
olanlara da caydırıcılık getirecek şekilde, bu haksızlık ve hukuk gaspına
sebebiyet verenler derhal cezalandırılmalı, mağdurlara tazminat ödenip
kendilerinden özür dilenmelidir.
Diğer yandan, sivil Anayasa konusunun tekrar gündeme getirildiği şu
günlerde, mutlaka toplumun her kesimini rahatlatacak radikal düzenlemelere
gidilmelidir. Düşünce, inanç ve özgürlükleri ile özellikle başörtülü
bayanların mağduriyetlerinin giderilmesi yönünde eğitim ve çalışma
haklarının önündeki engeller kaldırılmalı, bu haklar, anayasal güvence
altına alınmalıdır. Bu konular, yine seçim malzemesi ve yatırımı olarak
kullanılmamalı, başörtüsü partilerce istismar edilmemelidir. Bu konularda,
partilerden gereken hassasiyetin gösterilmesini istiyoruz.
BM Güvenlik Konseyi'nin, Libya'yı "uçuşa yasak bölge ilan etmesi" ve
"sivillerin korunması için, gereken önlemlerin alınması"' kararını
vermesinden sonra, Kuzey Afrika'da yeni bir dönem başlamıştır. Şafak
yolculuğu adı verilen operasyona katılan ABD, Fransa, İngiltere, İtalya ve
Kanada gibi ülkelerin, Libya'nın farklı noktalarına saldırılar
düzenledikleri malûmdur. Amerikan ve İngiliz savaş gemileri ile
denizaltıları, başkent Trablus ve Mirasta çevresindeki 20 hava savunma
sistemini Tomahawk füzeleriyle vurmuştur. Fransız savaş uçakları; önce
muhaliflerin merkezi olan Bingazi'yi koruma altına almış, daha sonra
Trablus, Misrata, Zuvere ve Sirte kentlerine de bomba yağdırmıştır. Libya
Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'nin 'Haçlı Seferi' olarak nitelendirdiği,
Rusya başbakanı Puti'nin Libya' ya bomba yağdıran Batı koalisyonu için;
"ORTA ÇAĞDAKİ Haçlılar gibisiniz. Libya'da demokrasinin olmaması müdahaleyi
gerektirmez" diyerek, Kaddafi lehine destek verdiği bu operasyon, derhal
durdurulmalıdır. Başta Türkiye olmak üzere, İslam Konferansı Örgütü, Arap
Birliği toplanarak aktif çözümler üretmeli Birleşmiş Milletleri ve oradan
çıkan kararı bahane ederek sivil katliamına girişen ABD ve müttefikleri
boykot edilmelidir.
Askeri harekattan kısa bir süre önce, "Nato'nun Libya'da ne işi var?" diyen
ve Libya'ya askeri müdahale yapılmasına karşı çıkan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı karşısında sessiz
kalmış, tezkere çıkmadan 3 gemiyi göndermiştir. Hükümet, bu konuda daha
kararlı ve tutarlı davranışlar sergilemelidir.
Elbette ki, Libya'daki halk ayaklanmasının başladığı günlerde acımasızca
halkın üzerine kurşun yağdıran, "Batı destek vermezse, Akdeniz'in İslâmcı
militanların eline geçeceğini",beyan eden , böylece, adeta "Ben Libya'da
Batı'nın menfaatlerinin bekçisiyim diyen, sonra da Şafak Yürüyüşü adı
altında Batılı dostlarının(!) saldırısına uğradığında da , aynı halkı;
"Haçlı saldırısına uğradık" deyip Cihada davet eden Kaddafi'yi de asla
desteklemiyoruz.
Diğer yandan bu operasyon Batı'nın, Libya'ya karşı başlattığı askeri
saldırı, aslında, dünya sisteminde iki yüzlülüğün ulaştığı boyutu göstermesi
açısından da önemlidir. Bingazi' deki "*masum sivilleri korumak" *için
silaha davrananların, İsrail ablukası altındaki Gazze de yaşayan *beşyüz bin
masum sivil insan *için kıllarını bile kıpırdatmadıkları malûmdur. İsrail,
sadece 2009 yılında gerçekleştirdiği Gazze Saldırısı'nda binlerce *masum
sivili*(kadın, çocuk, ihtiyar demeden) öldürmüştür. Daha önce yaşanan 'Cenin
Katliamını' da unutmamak gerekir. Madem Şafak Yürüyüşü adı verilen operasyon
hedefi *sivillerin korunmasıdır*, o zaman, Gazze'de yaşayanlar, böyle bir
operasyonla İsrail'in elinden kurtarılamaz mıydı? Yoksa bu dünyada katliam
yapma hakkı ABD ve müttefiklerine mahsus olan bir hak mıdır?
Dünyada yaşanan hadiseleri tahlil eden ve biraz tarih okuyan selim akıl
sahibi insanlar; batılı emperyalistler için, ne Libya'da akan kanın, ne de
insan hakları ihlalleri gibi unsurların önemli olmadığını bilirler. Kaldı ki
Yemen' de Cuma namazından çıkan masum sivillerin kurşuna dizilmesini ve
Bahreyn'de yaşanan sivil katliamları keyifle seyreden ABD ve müttefikleri,
daha işin başında sınıfta kalmışlardır. Ancak itiraf edelim ki, ABD ve
müttefikleri, BM Güvenlik Konseyi'ni teslim almışlardır.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: BM Güvenlik Konseyi'nin kararlarını silah
gibi kullanan ABD ve müttefikleri; önce uydurma bir referandumla Sudan'ı
ikiye bölmüş, daha sonra Libya'da iki ayrı Başkentin (Bingazi- Trablus)
ortaya çıkmasını sağlamıştır. Büyük Şeytan'ın, yeryüzünde fitne ve fesadın
yayılması için elinden gelen gayreti sarfettiği görülmektedir.
Basın açıklamamızı, Amerika ve müttefiklerinin Libya halkı üzerideki sivil
katliamlarını platformumuz adına tel'in eder, bir sonraki basın
açıklamamızda buluşmak ümidiyle, katılımlarınız için teşekkürlerimizi
sunarız.