BAYINDIRLIK HİZMETLERİ VERENLER TAĞUT OLAMAZLAR MI? 1


             

                                         

   Her din ve inanç sistemi belirgin temeller üzerine oturtulmuştur .Her dinin üzerine inşa edildiği değerlerin varlığı da zorunludur. Değerler, sistemler kabul ve ret üzerine inşa olunurlar.Kabullenilmesi gerekenlerin kabulü ile birlikte,reddolunması gerekenlerin reddi de bu esaslardandır. Bu temel değerler hiçbir şekilde değişiklik kabul etmezler. Yaşanılan zaman, mekan coğrafya ve tarih değişse de sistemin üzerine oturtulduğu inanç değerlerinde bir değişiklik meydana gelmez,gelemez.Yaşam biçimine ait değişiklikler ana esaslara yani usule ait meselelerde bulunmazlar.Değişiklikler furua ait (ameli) meselelerde meydana gelir. Esasta (usulde) meydana gelecek değişiklik veya tağyir (bozulma)inancın tamamında değişiklik veya bozulma meydana getireceğinden dolayı hem naklen hemde aklen muhaldir(kabulü mümkün değildir).

      İslamın tartışmasız ana ilkesi kelimeyi tevhiddir. Kelime i tevhid bilindiği üzere  “LA” ile başlar.”LA” cinsini nefyeden bir niteliğe sahiptir. Nefyedeceği (olumsuzlayacağı) şey cinsinden olan her bir şeyi nefyeder.Yani kendisinden sonra gelip olumsuzlanacak  şeyin tüm çeşit ve türlerini nefyeder. Aynı vasfı taşıyan  herhangi bir varlığı  herhangi bir sebepten dolayı istisna etmez. Nefiyde ki kuşatıcılık vasfı zamana,mekana ve şartlara bağlı olmaması sebebiyle zamanın,mekanın ve şartların herhangi bir sebepten dolayı değişmesi sebebiyle değişiklik kabul etmez. Yok devir değiştiydi,şimdiki şartlarla hükmün indirildiği şartlar aynı mı?,” ezmanın teğayyürü ahkamın tagayyürünü lazım kılar ” (zamanın değişmesi hükmün değişmesini gerektirir)ve benzeri ifadeler esasa taalluk edecek meselelerden değildirler. Bu türden ifadeler ameli meselelerde (belirgin şartlarla birlikte)geçerlidir.Usule ait meselelerde geçerliliğinden bahis olunamaz.

       Bir müslüman lâ ilâhe dediği zaman ilah cinsinden ne varsa her birini nefyetmiş demektir. Bu nefiy geçmiş dönemlerdeki kabul edilen ilahların nefyi olduğu gibi esasta yaşadığımız dönemdeki sahte ilahların da nefyini ifade eder. Kişiler sadece geçmiş dönemlerde insanların kendisine yöneldiği, tapındıkları sahte ilahları reddederek yaşadığı dönemde ilahlık iddiasında bulunan veya insanların kendilerine ilahlık payesi verdikleri varlıkları reddetmeden geçmişin reddiyle tam bir nefiy meydana getirmiş olamazlar.      Firavunun ,Nemrudun Lat’ın, Menat’ın,Suva’ ın,Yeğus’ un veya Bal putlarının inkar edilmesi ile yaşadığımız dönemin içerisinde tam bir nefiy meydana gelmiş olmaz. Geçmişte şekillenen inançlar, bu putlar üzerinden şekillendirilip anlatılan  tüm inanç değerleri reddedilecek fakat onunla birlikte yaşadığımız çağın da batıl inanç değerleri ,  ilahlaşanlar veya ilahlık payesi verilenlerin de her birisi teker teker ve topluca  reddolunmalıdır.

       Firavun sahte ilahların,ilahlaşanların anlatımında kurandaki sembol isimdir.Bu sembol mücessem bir cisim olup bir devletin hakimiyetini elinde bulundurmakta, toplumu yönetmekte,ülkesini bayındır hale getirmektedir.Bu özellikleriyle beraber yönettiği insanların arasında Rablik  iddiasında bulunmaktadır.

     Kuranı kerimde tağutun anlatıldığı yerlerde de bu kelimenin fiil kökünün en çok kullanıldığı yerler firavunla alakalı yerlerdir. Firavun mücessem  hale dönüşmüş bir tağuttur. O tağuti bir inancı, tağuti bir yönetimi, tağuti bir siyaseti ifade eder.Mısır toplumunu ciddi bir şekilde okuduğumuzda firavunların ve firavunluk hanedanının kıptiler açısından övünülecek bir dönem olduğunu görürüz.Firavunların yönetimindeki Mısır devleti tarihin gördüğü en müreffeh, teknik imkanları en yüksek,Bayındırlıkta ulaştığı seviye açısından en ileri devletlerden biridir. Askeri olarak döneminin en güçlü devletidir.Yapmış oldukları imar faaliyetleri değerlendirildiğinde o günün teknik ve teknolojik imkanları esas alındığı zaman belki de insanlık tarihinin en önemli devletlerinden birisidir. Bu gerçek böyle iken Allah(cc) Musa aleyhisselamın ona gönderir onun tağutlaştığını ifade eder. Ondan iki şey talep etmesini ister musa aleyhisselam dan, birincisi üzerinde bulunduğu şirk yolunu terk etmesi ve tevhide tabi olması. Bunu kabul etmezse  ikinci olarak kendilerine zulmettiği israiloğulları nı musa aleyhisselamla birlikte özgür bırakmasını ister. Anlaşılan o ki tevhid ile şirkle toplumların teknik ve teknolojik imkanlarının, elde ettikleri ekonomik imkanların,sosyal ve siyasal gücün, medeniyet hareketlerinin hiçbir ilişkisi yoktur.Firavunun devleti tüm teknik imkanlara sahipken, medeni bir devlet yapısı meydana getirmişken,l yollar, köprüler, barajlar    yapıp ,piramitleri inşa etmişken, Mısırın tarlalarını Nil'in bereketli suları ile buluşturmuş iken yine de onlar  azgınlıkları sebebiyle Kuranı kerimde  tağut diye isimlendirildi.

     Bayındırlık haddi aşanların üzerinden tağut olma vasıflarını kaldırmaz.

Tağut ile bayındırlık ilişkilerine sonraki yazılarımızda değinmeye çalışacağız.

Selam ve Rahmet üzere…

                                                                                   Abdülkerim Şenqal


Facebook Twitter Google LinkedIn Email

1 Yorum Var

  • muhammed talha 23/05/2015 10:16

    inancınıntemeli kelimei tevhidi anlayamayan zavallı ne ile mücadele edeceğini bilemez.her rüzgara kapılır gider.

Yorum Yapın