EY EFENDİ!
Sen benim hiç umurumda olmazdın. Benim ve benim gibi binlerin mağduriyetinin başladığı dönemde ve sonrasında sussaydın. O dönemin mimarlarını müctehid seviyesine çıkartıp onlara yanaşmasaydın. Sen benim umurumdasın artık. Ama önemin yok. Allah affetsin dualarına amin bile diyemeyecek kadar kızgın ve kırgın bir kalple serencamımı dile getireceğim. Sen duy diye değil. Olanca günahıma rağmen affını umarak iltica ettiğim; otoritesine ram olduğum yaratanıma. İnanıyorum ki mülkün tek sahibi huzurunda duyuracaktır bunları sana. O zaman beni de görüp tanımış olacaksın. O güne değin bilmesen de, karşına dikilmiş olarak bulacaksın beni ve binleri o gün.
Ey Efendi!
Unutma ölüm var, hesap var, cennet ve cehennem var. Ona göre… İnsan cennetinin ve cehenneminin anahtarını elinde taşır. İmanı ve ameli celbetmişse rahmeti rahmanı artık her şey onundur…
Ey Efendi!
Ben Adem’in oğluyum. Onun soyundan gelen kutlu yolcuların açtığı yolun sakat bir yolcusuyum. Ama bilirim yolu açanları ve yolcularını. Yolu kapatmaya çalışanları da. Aklımdan hiç çıkartmam Nuh’u ve oğlunu, İbrahim’i ve babasını, Lût’u ve karısını, Musa’yı ve firavunu, Musa’nın emanetini nefsine kurban ederek güç devşirme sevdalısı Samiri’yi.
Sen Hüseyni ve Kerbela’yı, şehid İbn Cübeyr ve Ebu Hanife’yi, kolu kırık Malik’i, mahkûm İbn Hanbel’i, sürgün Buhari’yi, Nevevi’yi bilir misin? Ya İzz b. Abdi’s-Selam’ı Molla Lütfi’yi İskilipli Atıf’ı… Hiç birinin haberi ulaşmadı mı sana. Ulaştığını bildiğim içinde diyorum ki vebalin çok, işin zor.
Ey Efendi!
Sen aklımdayken hatırıma hep güce övgüler düzen ulema gelir. Onlar ki ilme layık olamadılar. Onlar ki güçlüleri kışkırtıp âlimlerin kanına girenlerden oldular. Onlar ki hakkında söz uydurmaya yasak koyan adına söz uydurdular. Güvercinlerin peşinden koştular ve servete kondular. Biliyorum ki hepsinden haberdarsın ve kendine yakıştırırsın onları. Yolunu onların karanlıkları aydınlatır! Vebalin çok, işin zor.
Ey Efendi!
Seni hatırıma getirdikçe gözü yaşlı biçarelerin durumları gelir aklıma. Yıkık duvar kenarlarına ilişmiş zayıf, bitkin bedenleriyle arzı hal edip bir küçük yardım, ufak bir dua beklerlerken onları suçlayan sözler gelir çarpar dimağıma. Onların akıtılan kanları üzerine kurulu düzene ortak olma gayesi kararttığı için gözlerini, dilinden dökülen sözler kurşuna dizer ümitlerini kendince… Ama boş bir uğraş seninki. Oyunda oynaştasın. Oynaştıklarınla gidiyorsun akıbete. Ölüm var, kıyamet var. Oynaşlarının gücü doğrudur dünyayı yıkar. Bu korkunun bir dayanağı olabilir. Ama yaratanın gücü her şeye ve daha fazlasına bedel. Ben yanmaya yıkılmaya razıyım oynaşlarının gücünde, yeter ki Malikü’l-Mülk yakmasın beni. Ya sen neye razısın.
Ey Efendi!
Sen ve zihinlerini sende köle edenler içimi sızlatırsınız. Canhıraş bir çaba içinde batmaya yön tutmuş geminize yapışmanızın sizi kurtaramayacak olmasına üzülürüm. Keşkelerle dolu düşünceler geçer zihnimden. Ama hepsi bu kadar. Sözümün gücü, gücünüzün dayanağına dayanmadığı için duymazsının haykırsam da. Ama ben hepsini kalplerin özünden geçeni bilene söyleyip senin için noktayı hayatımda koyuyorum. Artık umurumda da değilsin(iz).
Fe eyne tezhebûn: Gidişiniz nereye.